Kıbrıs'ta Siyasi ve Hukuki Çıkmazlar: Gerçekler ve Yansımalar
Kıbrıs'taki siyasi ve hukuki çıkmazların gerçeklerini, etkilerini ve olası çözümleri detaylarıyla inceleyen kapsamlı bir analiz.
Kıbrıs'ta Hukuki ve Siyasi Gerçekler Üzerine Derin Bir Analiz
Hamaset ve yalanlar üzerine kurulu, uluslararası hukuku dışlayan ve tamamen siyasete dayalı politikaların sonuçları nihayetinde karşımıza çıktı. Bu politikaların bir gün duvara toslayacağı açıkça ortadaydı ve işte tam da öyle oldu. İnsanlarımız, Rum Hükümeti’nin Kuzey Kıbrıs’taki mallarla ilgili yaptığı geniş çaplı tutuklamalardan başka bir şey konuşmuyor, "Şimdi ne olacak?" sorusunu sürekli soruyorlar. Birçok kişi hukukçuları arıyor veya bu konuda fikir sahibi olduğunu düşündüğü uzmanlara danışıyor. Çok iyi eğitim almış, büyük kariyerler yapmış kişiler bile bu siyasetin doğruluğuna inanmış görünüyorlar ya da en azından inandırmak zorunda olduklarını düşünüyorlar. Belki de bu kişiler, bu işleri yürütmekle görevlendirilmiş ve amaçları başkalarını da ikna etmek olan kişiler. Bu uğurda belli bir başarı da sağladılar, en azından belli kesimlere inandırmayı başardılar. Ancak, arka planda başka güçler de var, ve bu güçler "Rum malları sizin değil, garantisi de devletiniz değil" diyerek gerçeği gizlemeye çalışıyorlar.
Hangi devlet? Kıbrıs Türk Federe Devleti mi yoksa Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti mi? 1983’te kurulan bu devletin, kendisi dahi henüz tam anlamıyla meşruiyet kazanamamış, uluslararası camiada tanınmamış bir yapı olduğunu unutmamak gerek. Bu durum, yurttaşların birçok mağduriyete uğramasına neden oluyor ve yaşamları bu mağduriyetler üzerine kurulu. Soru şudur: Geriye dönüp baktığınızda, bu devletin size ne kazandırdığı? Tam aksine, kaybettirdikleri daha çok. Bunu dile getirmek ise çoğu zaman "hainlik" veya "vatan hainliği" suçlamalarıyla karşılanıyor. Gerçekleri duymak, kabullenmek istemeyen toplumlar, zamanla daha da kötüye gidiyor. KKTC’nin uluslararası arenada tanınmamasını öngören BM Güvenlik Konseyi kararlarını aşmak mümkün değil ve bu gerçeği kabullenmek zorundayız.
Birçok ülke, Güney Kıbrıs’ta büyükelçilik açarken, KKTC’yi tanımıyor ve tanımayacak. Dünya genelinde hiçbir devlet, çıkarlarını gözeterek ve risk alarak KKTC’yi resmen tanımayacak. Türkiye bile, birçok resmi organizasyonda Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımakta ve bayrağı dalgalandırmakta. Bu iki devlet, aslında birçok alanda birbirlerini tanıyor ve iletişim kuruyorlar. Buna rağmen, "Kıbrıs’ta federal çözüm" isteyenleri "hain" veya "Rumcu" olarak yaftalayanlar var. Bu tutumlar, gerçeği görmezden gelmek ve toplumda kutuplaşmayı artırmak anlamına geliyor.
Size ve bize yalan söylediler: Rum malları bizim değilmiş, hiç de olmayacakmış. Eşdeğer koçanların uluslararası geçerliliği olmadığını söylüyorlar, ve yaşadıkça bu gerçeği deneyimliyoruz. Şımarıp da Taşınmaz Mal Komisyonu’nu etkisiz hale getirmek de büyük bir maliyetle sonuçlandı. Rum Hükümeti, hukuku siyasete alet ederek tutuklamalar yapmaya başladı. Müteahhitler, emlakçılar, eşdeğer taşınmaz satıcıları ve alıcıları artık tutuklama listesine alınıyor. İnşaat şirketleri, mimarlar, mühendisler de bu listelerde yer alıyor. Önümüzdeki günlerde, Rum malı üzerindeki tüm işyerleri kara listeye alınacak. KKTC’de yaşayan ve iş yapan halkın büyük bir bölümü ülkeyi terk etmek zorunda kalacak. Türkiye’ye girişler bile tehlikeye girecek, kırmızı bültenle arananların Türkiye’ye girmesi dahi riskli hale gelecek.
Bu büyük sorun karşısında, çözüm isteyenler ve uluslararası hukuku dışlayanların durumu nedir? Bu kişiler, şu anda konuşmuyor bile. Elbette ki, Hristodulidis Hükümeti suçlu ve melek değil; fakat bu duruma nasıl geldik? Bu kozları kim verdi? Tabii ki, yanlış politikalar, ülke yöneticilerinin umursamazlığı ve hayaller peşinde koşması.
"Yanlış adımlar atarsan, haklılığını da kaybedersin ve mağdur olursun". Hamaset ve klişe kahramanlık söylemleriyle bu noktaya gelindi. Bugünkü Kıbrıs Gazetesi’nin ön sayfasında bir haber var: "Devlet güvencesi altında olduğunu" iddia eden bir emlakçılar birliği yetkilisi, "Tapu yapısı ve mülkiyet güvenliği devletimizin güvencesi altındadır" diyerek halkı kandırmaya çalışıyor. Koruyucu gözüken devlet, aslında halkı açık hava hapishanesine çevirmiş durumda.
Bir başka konu ise, muhalefetin ve sivil toplum örgütlerinin Rum Hükümeti’nin tutuklamalarını fırsat bilerek hükümete yüklenmesi. Ayrıca, federasyon tezinin tekrar hortlaması ve bu sorunların büyümesi de cabası. Bu tablo karşısında, "Böyle mi okuyoruz?" diye sormak gerek. Gerçekleri dile getirmek, eleştirmek ve sorunu çözmek yerine susmak mı doğru olur? Toplumun mağduriyetini görmezden gelmek mi?
Bu büyük sorunlar yaşanırken, Başbakan ve bakanlar, Türkiye’nin sağladığı projeleri övünerek anlatıyor, ama en temel konulara değinmekten kaçınıyorlar. Mülkiyet sorunlarıyla ilgili adım atılmıyor, çözüm için bir plan yok. Ülke kötü yönetiliyor, halk yorgun ve umutsuz. Artık, Rum Hükümeti’nin tutuklamaları ve uluslararası izolasyon bizim üzerimizde büyük bir baskı oluşturuyor. Hadi bakalım, bu işlerin içinden çıkın ve çözüm üretin!
Görüyorum ki, ülke insanı en büyük sorunla yüz yüze kalmışken, yöneticiler hâlâ boş laflar ve övünmelerle gündemi meşgul ediyor. Bu büyük başarısızlık ve iflası kabul etmek zorunda mıyız? Bu duruma nasıl geldik ve daha ne kadar devam edecek? Bu soruların cevabını bulmak ve gerçekleri anlatmak zorundayız. Çünkü, bu sorunlar büyüdükçe, çözümden uzaklaştıkça, ülke ve halk ağır bedeller ödemeye devam edecek.
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenmedim
0
Aşk
0
Komik
0
Kızgın
0
Üzgün
0
Vay
0