Ortadaki Sorunları Görmezden Gelmek ve Türkiye'nin Durumu
Ortadaki sorunları görmezden gelmek Türkiye'nin geleceğini olumsuz etkiliyor. Durumu analiz ediyor ve çözüm önerileri sunuyoruz.
Ortadaki Sorunları Ciddiye Almamak ve Güncel Gelişmeler
Günümüzde, toplum olarak, karşılaştığımız temel sorunları "ciddiye almamak" gibi bir lükse sahipmişiz gibi geliyor. Ancak, ne yazık ki, ülkeyi yönetenlerin bu lükse sahip oldukları izlenimi pek de yanlış değil. Güçlü bir şekilde vurgulamalıyız ki, bu ülkenin en önemli meselelerinden biri olan Kıbrıs sorunu ve bununla bağlantılı mülkiyet problemleri, maalesef yeterince önemsenmiyor, dikkate alınmıyor.
Rum hükümeti, Türk tarafının ihmal ve umursamazlığını fırsat bilerek, uzun süredir çeşitli siyasi ve hukuki silahlar kullanarak adım adım ilerliyor. Önce müteahhitler ve emlakçılara yönelik tutuklamalar gerçekleştirildi, ardından müteahhitlerin birçok ülkeye girişleri engellendi. Şimdi ise, Türk tarafını derinden sarsan yeni bir adım atıldı. Hakkında spekülasyonlar ve belgelerin dolaştığı bu yeni gelişmeler, yargılamaların artık yalnızca mal sahiplerini değil, vatandaşları da kapsayacak şekilde genişletildiğini gösteriyor. Bu iddialar, belgelerle de destekleniyor ve isimler açıkça ortada dolaşıyor. Aralarında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlarının da bulunduğu 13 kişiye suçlamalar yöneltildiği bildiriliyor. Bu kişilerin, 4’ü eşdeğer mal sahibi, 4’ü bu mal üzerinde inşaat yapan Türk vatandaşı ve 5’i ise yurt dışından gelip mülk satın alan kişiler olarak sıralanıyor.
Rum makamları, elektronik tebligat sistemine geçerek, daha hızlı ve doğrudan yargı sürecini genişletmeye çalışıyor. Bu uygulama, daha geniş kesimlerin hukuki süreçlere katılımını kolaylaştırmak amacıyla hayata geçirilmiş gibi görünüyor. Ancak, bu gelişmeler, Rum lider Nikos Hristodulidis’in Kıbrıs Türklerini rahatsız etmek amacıyla aldığı kararların ve uygulamaların sadece bir parçası. Hristodulidis, göreve geldiği ilk günden beri, Kıbrıslı Türkleri hedef alan çeşitli önlemler ve saldırılar düzenli olarak artış gösteriyor. Bu politika, çözüm odaklı değil, tam tersine, çözüm karşıtı ve bölücü bir stratejiyi izliyor. 2017’de Crans Montana sürecine dinamit koyanlar arasında yer alması, onun çözüm istemeyen ve çözümden uzak tutmaya çalışan bir politikacı olduğunu gösteriyor.
Şimdi ise, "hukuk mücadelesi" adı altında, hukuku siyasete alet ederek, Kıbrıslı Türkleri yeniden huzursuz etmeye çalışıyor. Ama bu karanlık ve çözüm karşıtı tutum, hem Kuzey Kıbrıs ekonomisini baltalamak hem de halkı tedirgin etmek amacıyla planlanmış gibi görünüyor. Ancak, bizler bu durumda bile iyi niyetli olmayan bu kişiye, bu oyunlara izin vermeyecek şekilde, gerekeni yapmalıyız. Ne siyasi ne de hukuki mücadeleyle, bu saldırıların karşısında durmalı, gündemimizi başka konularla meşgul etmeliyiz.
BM ve Çözüm Çabalarından Uzaklaşmak ve Yeni Stratejiler
Gündemimizden uzaklaşıp, BM parametrelerinden koparak, çözüm çabalarından uzaklaşmak, aslında stratejik bir tercihtir. Bu adımlar, çözüm arayışlarını engelleyip, çözüm karşıtı yeni formüller geliştirmemize neden oluyor. Üstelik, Taşınmaz Mal Komisyonu’nu çalışamaz hale getirerek, yasal süreçleri tıkıyoruz. Bu durum, hem uluslararası arenada itibar kaybına yol açıyor hem de halkın haklarını savunma konusunda ciddi zorluklar doğuruyor.
İşte, bu kriz ortamında, kendi kendimize zarar veriyoruz. Yaklaşık bir yıl önce, inşaat sektörünü ve yabancıların konut alımını tartışmaya açtık ve bu tartışmalar, ciddi anlamda sektörün durmasına neden oldu. Türkiye medyası ve sosyal medya da, bu meseleyi abartarak, farklı yerlere çekti. Yalan haberler ve asılsız iddialar, toplumda kafa karışıklığına yol açtı. Bu durumu fırsat bilen bazı yöneticiler, sektörün imajını zedeleyen ve ekonomiyi olumsuz etkileyen kararlar aldı. En sonunda ise, sektörün durma noktasına gelmesine neden olacak yanlış yasal düzenlemeler yapıldı. Muhalefet ve sivil toplum örgütleri, bu yasalara karşı çıkarak, sektörün daha da batmasını engellemeye çalıştı, ancak hükümet hafife aldı ve dinlemedi.
Kendi hatalarımız ve krizlerimiz, Hristodulidis ve Rum yönetiminin elini güçlendirdi. Rum lideri, tutuklamalar ve kara listeye alma politikasıyla, ciddi bir darbe vurdu. Şimdi ise, hukuk yoluyla, vatandaşlarımızı tehdit eder hale geldi. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlarından oluşan İsrail kökenli iş insanı Simon Aykut, Güney Kıbrıs’ta tutuklandı. Bu gelişmede, KKTC hükümeti sessiz kalmayı tercih etti ve bu olaya yeterince sahip çıkmadı. Bu durum, toplumda büyük tepkilere yol açarken, Simon Aykut’a sahip çıkmak ve girişimlerde bulunmak yerine, umursamazlık sürdü. Dahası, emlak alım satımına karıştığı iddia edilen birkaç yabancı uyruklu kişi daha tutuklandı. Bu gelişmeler, hükümetimizin, bölgedeki hareketlilik karşısında ne kadar pasif ve ilgisiz kaldığını gösteriyor.
Tüm bu karmaşık ve zor süreçler yaşanırken, KKTC hükümeti, başka bir konuda, yani "orta eğitimde başörtüsü" meselesiyle uğraşıyor. Bu, ülkenin vizyonunun ne kadar sınırlı ve dar olduğunu gösteriyor. Günümüzde karşılaştığımız sorunlar ve alınan önlemler, aslında ülkenin geleceği için ciddi tehditler oluşturuyor. Bu nedenle, dikkatli ve stratejik adımlar atmak, halkın menfaatlerini ön planda tutmak ve çözüm odaklı politikalar geliştirmek kaçınılmazdır. Yalnızca böylelikle, hem iç hem de dış sorunlarla başa çıkabilir, ülkemizi daha güçlü ve dirençli hale getirebiliriz.
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenmedim
0
Aşk
0
Komik
0
Kızgın
0
Üzgün
0
Vay
0