Partizanlık ve Devlet Kurumlarındaki Yıkıcı Etkileri
Partizanlık ve devlet kurumlarındaki yıkıcı etkileri, bu makalede detaylarıyla incelenerek çözüm yolları ve önlemler sunulmaktadır.
Partizanlığın Sürekli Devamı ve Toplumsal Yaraları
Bu ülkenin tarih boyunca en büyük sorunlarından biri olan partizanlık, 70’ler, 80’ler, 90’lar, 2000’ler ve hatta 2025’e ulaşan günümüzde bile etkinliğini sürdürmektedir. Partizanlık, sadece seçimleri veya kurultayları kazanmak için değil, aynı zamanda iktidarını pekiştirmek ve güçlendirmek adına da kullanılıyor. İnsanları maddi veya manevi olarak satın alma, kendine bağlama yöntemleriyle, yandaşlarına veya yanına çekmek istediği kişilere karşı uygulanan bu kirli taktikler, devletin kaynaklarını ve olanaklarını adeta bir koz ve silah gibi kullanmaya devam ediyor.
Partizanlık ve Kaynakların Zorbalığı
Yıllardır, yeni bir yüzyıla adım atmış olsak da, iktidardaki partilerin en büyük icraatlarından biri yine partizanlık olmuştur. Özellikle de partizanca istihdamlar, devletin en önemli sorunlarından biri haline gelmiştir. Herkes, kısa yoldan, sınavsız ve münhalsiz devlet kadrolarına yerleşmek istiyor. Torpilli ve referanslı kişilerin devletteki koltuklara oturması, adeta gelenek haline gelmiş durumda. Birçok insan, devlet dairesine veya kurumuna kapak atmak için yığınla fırsat kolluyor. Bu durumda, belirli kişiler veya gruplar, kendi adamlarını yerleştirmek veya korumak adına devletin imkanlarını kullanmaktan çekinmiyorlar.
Partizanca İstihdamın Toplumsal ve Kurumsal Yıkımı
Partizanca istihdam, sadece adaletsizlik değil, aynı zamanda kurumların verimliliğini de ciddi anlamda olumsuz etkiliyor. İşe uygun olmayan, liyakate dayalı olmayan atamalar, kurumların işleyişini sekteye uğratıyor. Bu durumda, devlet kurumları adeta bir arpalık gibi kullanılıyor, müdür ve yöneticiler, kendi çıkarları doğrultusunda kurumları yönetiyorlar. Hak edilen kişiler yerine, arkası, torpili ve dayısı olanlar tercih ediliyor. Bu durum ise, eşitlik ilkesine ve adil hizmet anlayışına tamamen aykırıdır. Bir partili olmak veya partiye üyelik, devlet kadrolarına girmek için temel kriter olmamalıdır.
Yüzsüzlük ve Torpillilerin Dereceleri
Partizanlığın farklı seviyeleri ve dereceleri mevcut. En alt seviyedeki kişiler, hiç işe gitmeden maaş almak isteyen ve bunu başaranlardır. Bu kişiler, yıllardır var olan bu düzenin en büyük temsilcileridir. İşe gitmeden maaş alanların listesi, özellikle milletvekilleri tarafından Meclis gündemine taşınmıştır. Örneğin, UBP Girne Kadın Kolları Başkanı Fatoş Ünal’ın kardeşi, Başbakanlığa partizanca istihdam edilerek, işe gitmeden maaş aldığı ortaya çıkmıştır. Bu durum, toplumda büyük tepkilere yol açmaktadır. Bu kadar basit mi? Hiçbir vicdan, ahlak ve insani değer kalmamış gibi, hiç işe gitmeden maaş alma alışkanlığı, adeta normalleşmiştir.
Devletin ve Kendi Şirketlerinin Yaklaşımı
Kendi özel şirketlerine veya bakanların, başbakanların şirketlerine, böyle bir uygulama yapılması düşünülemez. Maaşını verip, “İşe gelme” diyerek, çalışanlara bu şekilde davranmak, kabul edilebilir bir şey değildir. Devlet kurumları ve daireleri, bu mantıkla değil, liyakat ve adil yönetim anlayışıyla yönetilmelidir. Devlet malı deniz misali düşünenlerin, bu kurumları nasıl yönettiklerini görmek, gerçekten düşündürücüdür. Bu zihniyetle, devletin maliyesi batmış, kriz içindeki ekonomi nasıl düze çıkabilir ki?
Sonuç ve Çözüm Arayışları
Yeter artık, bu adaletsizlik, partizanlık ve beceriksizlik düzenine dur denmelidir. Devletin kaynakları, liyakat ve adalet temelinde kullanılmalı, herkesin hakkı ve hukuku gözetilmelidir. Bu konuda milletin sabrı tükenmiş, toplumda büyük tepki oluşmuştur. Üç yıl boyunca yapılanlar anlatılırken, gerçek anlamda bir başarıdan söz edilmemektedir. Türkiye kaynaklarıyla yapılan projeleri, artık “icraat” olarak gösterme çabası, toplumun gerçeklerini gizlemekten başka bir şey değildir. Bu kötülüklerin ve adaletsizliklerin hesabını, kim ve nasıl verecek, herkes merak etmektedir.
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenmedim
0
Aşk
0
Komik
0
Kızgın
0
Üzgün
0
Vay
0